mesleğin içinde öldü.
Kategorilenmemiş Aralık 31st, 2009KADERİN bana oyunu” şöyleydi.
Bu mesleğin içine doğdum; babam ve halam ve dedem de öyle doğmuştu.
Bu mesleğin içine doğduktan kısa süre sonra, babam bu mesleğin içinde öldü.
Babası gibi.
Karnım ilk bu meslekle doydu.
Belki karnım ilk kez; babam ölüp beş kuruş maaş bağlanamadığı günlerde, Bağlarbaşı’nda Rum ev sahibimizin evinde, yine bu meslekte aç kaldı.
SSK Samatya Hastanesi’nde ölüme yatmış babamın, eniştemin eline tutuşturduğu el yazması vasiyette, onca meslek sevgisine rağmen, o günlerdeki vefasızlıklar hastalıktan beter vurmuş olmalı ki, “Gazeteci olmasın” yazıyordu. Üç gün daha yaşasaydı, az ayağa kalksaydı, hem beni İtalya milli
maçına götürecekti, hem belki o satırları silecekti.
Ben sonra da, ilk, orta, lise, üniversite… bu meslekle büyüdüm. Çok iyi gazetecilere, çok iyi yazarlara, çok iyi insanlara komşu dedim, abi dedim, amca dedim, teyze dedim, kardeş dedim.
Büyüdüm ya, tam askeri darbe ertesi, elimde diploma, kursağımda akademik kariyer, geçmişimde sendika filan… bu meslekte terledim, koşturdum, durdum, yoruldum, mutlu oldum, hüzün duydum, ayakta kaldım, iyilik buldum, kötülük gördüm, öğrendim, unuttum, yanlış yaptım, doğru yaptım, bilendim, yaşlandım.
“İyi bir gazete” hazırlayabildiğim, şöhretsiz bir mutfakta iyi bir sayfa, doğru bir manşet, harika bir fotoğraf, mağdur insanlara dair bir ses çıkmasına ama küçük, ama büyük katkı yapabildiğim her an, beni “iyi bir köşe” yazmaktan daha mutlu etti.
O yüzden, gazete mutfağının pek bilinmeyen gazetecilerini, hakiki haber peşindeki muhabirleri, yazıdan, köşeden hep daha önemli buldum.
O yüzden, bir gazete veya haber yayını için asli olanın, onların meslek sevgisi, onların nitelikli emeği, onların fazla mesaisi, onların katma değeri, onların
namusu, onların vicdanı olduğunu hep kabul ettim.
O yüzden, hâlâ içimi en çok acıtan, (tabii kimsenin canını yakmamışsa) bir yazıda yaptığım yanlış, kötü yazılar, hatalı bakış açılarım değildi… İçimi hâlâ, en çok, mutfakta çalışırken, bir haber değerlendirirken, yazı işlerinde bir fotoğraf koyarken, genel yayın yönetmeni iken yaptığım yanlışlar, kırdığım insanlar acıtır.
O yüzden, o vicdan hâlâ kovalar…
Onca rahatlığına rağmen!
Son Yorumlar