Kenan Evren GATA’da yatırıldı.

Yazan: admin on Ağustos 4th, 2009

Evren’i taşıyan uçak, saat 03.30 sularında Etimesgut Askeri Havaalanı’na indi. Evren, burada Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nden (GATA) gelen ambulansa alınarak, eskortlar eşliğinde GATA’ya nakledildi. Eski Cumhurbaşkanı’nı taşıyan ambulans, saat 04.00 sularında GATA’ya giriş yaptı.

aa

‘Hayır’ diyebilmek neden bu kadar zor?

Yazan: admin on Ağustos 4th, 2009

Psikolog Çiğdem Alparslan Karakuş’un makalesi

Birçok insan ‘hayır’ diyemediği için zor duruma düşüyor. Halbuki ‘hayır diyebilmek’ de bir erdemdir. ‘Hayır’ diyemediğimiz için çoğu zaman kendimize olan güvenimizi yitirir, istismara açık bir insan oluveririz. Bunun için hoşlanmadığımız, istemediğimiz ya da suistimale açık şeylere ‘hayır’ diyebilmeliyiz.

Arkadaşınız sizden borç istiyor fakat biliyorsunuz ki geçmişte de birkaç kez borç istemişti ve ne yazık ki arkadaşınız borcunu geri ödeme hususunda iyi bir sicile sahip değil. Ve siz aslında kendinizi fazlasıyla kullanılmış hissettiğiniz halde ona ‘hayır’ demekte zorlanıyor musunuz? Ya da ‘hayır’ demeyi başardınız fakat kendinizi suçlu ve kötü mü hissediyorsunuz?

Neden “hayır” demek bu kadar zor?

Doğumumuzdan itibaren onay almak, varlığımızın kabul görmesi sağlıklı ve mutlu bir yaşam için temel gereksinimlerimizden biridir. Bizler yetişirken çeşitli şekillerde onay almayı öğreniriz, mesela başkalarına ‘evet’ dediğimizde bizi daha çok sevdiklerini, başkalarıyla aynı fikirde olmadığımız zamanlarda, kendi fikrimizi ifade etmenin gruptan dışlanmamıza sebep olacağını düşünüyor olabiliriz. Çünkü, bizler beğenilmek ve sevilmek isteriz ve birinin isteğini reddettiğimizde sevilmeyeceğimizi, onay almayacağımızı düşünürüz.

Niçin “hayır” demeliyiz?

Yeterince vaktimiz ve kaynağımız olmadığında, değerlerimizle düşüncelerimizle çelişen isteklerle karşılaştığımızda, kişisel ihtiyaç ve isteklerimizle çakışan durumlarda veya kendimizce reddetmek için sebeplerimizin olduğu durumlarda ‘hayır’ diyebilmeliyiz. Aksi halde her şeyden önce kendimize olan saygımızı kaybederiz, başkalarının bizi sömürmesine izin vererek, kendi kendimizi de sömürmüş oluruz. İstemediğimiz halde ‘evet’ dersek, neticesinde hissedeceğimiz hisler; kızgınlık, kullanılmışlık hissi, utanç, mutsuzluk, düşük öz değer olacaktır.

Çocuk ve gençler için negatif akran baskısı tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir. ‘hayır’ deme becerisi gelişmemiş çocuk ve gençler akran baskısına daha kolay boyun eğerler. Genç, bağımlılık yapan maddeye, arkadaş grubuna ayak uydurma, dışlanmama isteği adına ‘hayır’ diyemeyebilir. Ya da bir çocuk, art niyetli bir kimsenin istismarına, ‘hayır’ demeyi bilmediği için daha açık hale gelir.

Nasıl “hayır” demeli?

‘HayIr’ cevabını almak pek çok kişi için tatsız bir durumdur. Bunun için “hayır”ı karşımızdakinin duygularını incitmeyecek bir tarzda fakat aynı zamanda kendinden emin ve kesin bir şekilde dile getirmemiz önemlidir.

Beden dilinizin ve ses tonunuzun söylediklerimizle uyumlu olmasına dikkat edin. Karşımızdakiyle göz kontağı kurarak, gündelik sakin bir konuşma tonu kullanın.

‘HayIr’ dedikten sonra kısa ve net şekilde sebebini belirtin: “Sana ödevinde yardım edemeyeceğim, çünkü öğretmen herkesin ödevi yardım almadan yapması gerektiğini söyledi.”

“Şu anda seninle konuşamayacağım, yarın erken kalkmam lazım ve kendimi çok yorgun hissediyorum.”

Uygun durumlarda isteği başka bir zamana erteleyin: “Bugün müsait değilim fakat önümüzdeki hafta görüşebiliriz.”

Uygun durumlarda farklı bir şekilde yardımcı olabileceğinizi belirtin: “Senin için bu raporu yazamam fakat istersen sen yazarken sana okuyabilirim.”

BazI durumlarda düşünmek için süre isteyebilir ve düşündükten sonra karar verebilirsiniz: “Sana borç verip veremeyeceğimi, bu ayki harcamalarıma bir göz attıktan sonra söyleyebilirim.”

Dürüst ve açık olun: “Seninle vakit geçirmek hoşuma gidiyor fakat gideceğimiz yerlere hep sen karar veriyorsun. Aslına bakarsan, oraya gitmek istemiyorum.”

Zaman

Hiperaktiflik teşhisinde yeni yöntem

Yazan: admin on Temmuz 30th, 2009

DPT desteğiyle gerçekleştirilen proje kapsamında üç yıldır süren çalışmalarda mevcut yöntemlerle teşhiste yüksek oranda hataya düşülebilen ”dikkat eksikliği” ve ”hiperaktivitenin” klinik tespitinde dünyada ilk kez yeni bir yöntem geliştirildi.

Mevcut bilimsel verilerin dışında çarpıcı sonuçlara ulaşılan araştırmada, üstün yeteneklilerin beyinlerinin küçük bir bölümünü kullansalar bile başarıya ulaştıkları, dikkat eksikliği ya da hiperaktivite sorunu bulunanların ise beynin büyük bölümü kullanılmasına rağmen yanılma payının yüksek olduğu ortaya çıktı.

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü emekli öğretim üyesi ve HÜ KOSGEB Teknoloji Geliştirme Merkezi araştırmacılarından Prof. Dr. Sirel Karakaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, zekanın ne olduğu konusunda bilim adamlarının çok sayıda kuram geliştirdiklerini anımsattı.

Yakın dönemdeki kuramlarda, entelektüel zekanın yanında duygusal zekanın da bulunduğunu dile getiren Karakaş, zekanın kendinin farkında olmayı, kendiyle barışık olmayı, sosyal becerileri, eşduyuşu (empatiyi) da kapsadığını belirterek, bu tür zekanın ”duygusal zeka” olarak adlandırıldığını belirtti.

Çocuk psikiyatrisinde tanı koymada, zorunlu temel eğitimde, üstün yetenekli çocukların devam ettiği Bilim ve Sanat Merkezi’ne önerilecek çocukların belirlenmesinde öncelikle Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği Geliştirilmiş Formu: WISC-R isimli bir testin kullanıldığını belirten Karakaş, Türkiye’de eğitim ve sağlık kurumlarında yaygın olarak kullanılan bu testin zekayı gerekli tüm yönleriyle yeterli bir biçimde ortaya koyamadığını söyledi.

Karakaş, büyük örneklem kullanarak yaptığı istatistiksel analizlerde, bu tekniği kullanarak dikkat eksikliği ya da hiperaktivite tanısını ortaya koyabilmenin ”şans” olasılığına yakın olduğunu kaydetti.

”BEYİN GÖRÜNTÜLERİNİ KULLANAN İLK ÖZGÜN YÖNTEM”

Prof. Dr. Sirel Karakaş, DPT ve üniversite tarafından desteklenen projelerinin HÜ öncülüğünde, Gazi Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi ve Ufuk Üniversitesi ile ortak yürütüldüğünü belirterek, bu çalışmada Türkiye’de ilk defa üstün zekalı çocuklarla dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanısı alan çocukların beyin faaliyetlerini fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (MR) tekniğiyle incelediklerini bildirdi.

Karakaş, proje kapsamında 12 kişilik ekiplerinin, 136 çocuğun beyin yapılarını incelediğini ve üstün zekalı çocuklardan elde edilen beyin faaliyetinin, normal zekalı çocukların ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarınki ile karşılaştırıldığını kaydetti.

Beyin faaliyetlerinin karşılaştırılmasında beynin çeşitli alanlarını faaliyete geçiren görevlerden oluşan ve ”Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme için TURCONS-4 Beyin Haritalama Bataryası” adı verilen bir görevler bataryasını geliştirdiklerini bildiren Karakaş, bu bataryanın beyin cerrahisine hazırlanan hastalarda kullanıldığını aktardı.

Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme için kullanılan ve uyarım-tepki görevlerini içeren TURCONS-4′ün Ar-Ge faaliyetlerinin Gazi Üniversitesi Öğretim üyesi nöroradyolog Prof. Dr. Hakkı Muammer Karakaş ile birlikte gerçekleştirildiğini kaydeden Karakaş, TURCONS-4′ün kullanımını içeren kitabın da yayımlandığını bildirdi.

Kullanılan teknikler, akademik birimlerin çeşitliliği ve örneklem sayısı bakımından çalışmanın Türkiye’de bir ilk olduğuna işaret eden Karakaş, tekniklerin bütünlüğünün de dünyada öncü çalışma özelliği taşıdığını aktardı.

Karakaş, bilgisayardan uygulanan bu görevler bataryasının yakın gelecekte sağlık ve eğitim kurumlarında kullanıma girmesi için yetkililerle görüşmelerin başlatıldığını açıkladı.

”ZEKİLER, BEYİNLERİNİN DAHA AZ BÖLÜMÜNÜ KULLANIYOR”

Karakaş, yapılan çalışmayla uzun süredir doğru olarak bilinenlerin aksine beynin faaliyetiyle ilgili bazı gerçekleri de ortaya koyduklarını bildirdi.

Araştırmalarında pek çok psikolojik çalışmada yer almayan, üstün zekalı ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunu bulunan çocukların beyinlerinin ne kadarını kullandıklarına yönelik sonuçların çalışmanın en önemli bulguları arasında yer aldığını bildiren Karakaş, şöyle konuştu:

”MR görüntülerinden ve kullandığımız yöntemden, üstün zekalı çocukların karmaşık bir görsel-mekansal görevi genelde, beyinlerinin daha küçük bölümlerini çalıştırarak yerine getirdiklerini ortaya koyduk.

Bunun aksine normal zekadaki çocukların bir görevi yerine getirmede beyinlerinin kullanım alanının büyüdüğünü de ilk kez ortaya çıkardık.

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocukların ise beyinlerinin çok daha geniş kısımlarının, yaygın şekilde faaliyete geçtiğini gördük.

Beyinde bir işi yapmaya ayrılan yerin büyüklüğü o işin zorluğu ve gerekli olan bilişsel çaba ile yakından ilgili. Beynin alanlarının kullanımını gösteren bu sonuçlar, üstün zekalı çocukların görevlerini daha az çaba harcayarak çözdüğünü gösterdi.”

Karakaş, ayrıca üstün zekalı çocuklarda, şekil bulma görevinin beynin çeper lobunu faaliyete geçirdiğini, alın lobunun ise kısıtlı biçimde devreye girdiğini ortaya koyduklarını bildirerek, üstün zekalı çocuklarda bu kısıtlı beyin faaliyetinin, görevleri yerine getirmedeki başarıya yettiğini ifade etti.

Normal zekadaki çocuklarda alın lobundaki faaliyetlerin, çeper lobundakinden daha etkin olduğunu dile getiren Karakaş, bu durumun karmaşık görevi yerine getirmede normal zekadaki çocukların yüksek zihinsel işlevlere başvurması gerektiğini ortaya koyduğunu aktardı.

Karakaş, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarda ise hem çeper lobunda, hem de alın lobundaki alanların, diğer iki gruba göre daha yaygın olarak çalışmasına rağmen başarılarında düşük performansa neden olduğunu söyledi.

Karakaş, çalışmalarında üstün zekalı çocuklarla Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklarda görsel mekanın algılanması ile ilgili karşılaştırmalı sonuçların da dünyada ilk kez gösterildiğini belirtti. Karakaş, bulguların üstün zekalı çocuklarla dikkat eksikliği ve hiperaktivite sorunu bulunan çocukların beyin yapılarının çalışma prensibine ışık tuttuğunu bildirdi.

Karakaş Türkiye’de 600 bin dolayında olduğu tahmin edilen üstün zekalı çocuğun belirlenmesi ve özelliklerin anlaşılması için, daha önce geliştirmiş oldukları yöntem ve yaklaşımları daha da ileri götürmeyi amaçladıklarını belirterek, ”Amacımız, ülkemizin  üstün zekalı çocuklarını Türkiye’ye kazandırmak, ülkemizin gelişmesi ve ilerlemesinde onların etkin yer almasını sağlayacak önlemlerin alınmasını sağlamak” dedi.

HİPERAKTİVİTENİN BİLİNMEYEN NEDENLERİ

Karakaş, dikkat eksikliği veya aşırı hareketlilik ve dürtüselliğin de ”Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu” olarak bilinen hastalıktan kaynaklanabileceği gibi çocuğun ”dikkat çekme gereksinimi”, ”yapılan işleri basit bulması”, ”canının sıkılması”, ”ebeveyne tavır koyma isteği” gibi nedenlerden de kaynaklanabileceğini dile getirdi.

Karakaş birinci durumda tedavinin çocuk psikiyatrının denetiminde ilaç kullanımını içermesi gerektiğini, ikinci durumda ise tedavinin çocuğa ve ayrıca ailesine uygulanacak psikolojik teknik ve yaklaşımları içermesi gerektiğini kaydetti.

Araştırmaları sonucunda, üstün zekalı çocuklarla normal zekadaki çocuklar arasında, dikkati verilen görevde tutabilme açısından fark olmadığını dile getiren Karakaş, ancak üstün zekalı çocukların normal çocuklara göre çok daha çabuk tepki verebildiğini, olayları kavrama ve cevap verme yeteneklerinin normal çocuklardan çok daha ileri olduğunu söyledi.

Karakaş, geliştirdikleri nöropsikolojik testin kullanıldığı araştırmanın üstün zekalı çocuklarla normal zekadaki çocuklar arasında ezber öğrenme yeteneği açısından fark olmadığını da ortaya çıktığını bildirdi. Karakaş, bu sonucun eğitimde ezbere dayanan öğrenmenin yararsızlığını bir kere daha kanıtladığını dile getirdi.

”ÜSTÜN ZEKALI OLMAK”

HÜ’de yürütülen testlere katılan ve üstü zeka tanısı konulan 12 yaşındaki Serhan Kaya ise üstün zekalı olmasının arkadaşları arasında bazı sorunlara yol açtığını ifade ederek, ”Arkadaşlarım kendilerinden daha üstün zekalı olduğumu kendilerine yediremiyorlar. Bu nedenle bazı sorunlar çıkabiliyor. Ama arkadaşlarım ve öğretmenlerim tarafından seviliyorum. Sınıfımın en başarılısı olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

Futbol, resim, bilgisayar, maket yapma gibi ilgilerinin bulunduğunu anlatan Kaya, genelde öğretmeninin dersi bir kez anlattığında konuyu anlayabildiğini, soru sormasına gerek kalmadığına işaret etti.

Kaya, ”Ama normal dersler bana yetmiyor ve daha fazlasını istiyorum. Üstün zekalı çocuklar için bir okul varsa buralara gidebilirsem kendimi daha iyi geliştirebileceğimi düşünüyorum” dedi.

Serhan’ın babası Erhan Kaya da Serhan’ın bazı konulardaki yeteneklerinin 1,5-2 yaşında farkettiklerini dile getirerek, ”Öncelikle resim yeteneği çok fazlaydı. Ablası okula başladığında yalnız onu izleyerek okumayı ve yazmayı öğrendi” diye konuştu.

Okula gittiği saatler dışında Bilim ve Sanat Merkezi’ne de devam eden Serhan’ın, bu merkezde iyi bir eğitim aldığını vurgulayan Kaya, ancak, üstün yeteneklilerin bulunduğu bir okulun açılması halinde oğullarını bu okula devam ettirmek isteyeceklerini söyledi.


Sohbet Et Sohbet Et Mynet Sohbet