Deprecated: Assigning the return value of new by reference is deprecated in /home/tahsin/public_html/haber/wp-settings.php on line 520

Deprecated: Assigning the return value of new by reference is deprecated in /home/tahsin/public_html/haber/wp-settings.php on line 535

Deprecated: Assigning the return value of new by reference is deprecated in /home/tahsin/public_html/haber/wp-settings.php on line 542

Deprecated: Assigning the return value of new by reference is deprecated in /home/tahsin/public_html/haber/wp-settings.php on line 578

Deprecated: Function set_magic_quotes_runtime() is deprecated in /home/tahsin/public_html/haber/wp-settings.php on line 18
Haber Haberler Haber7 Haber Türk Haberci Haberr

sohbet et-Pazar günü “dikkat dikkat” diye yazdık. “Ateşli Silah Kanun Tasarısı”nın, TBMM Alt Komisyonu’nda “sulandırıldığına” dikkat çekmeye çalıştık.

Yazan: admin on Nisan 27th, 2010

Pazar günü “dikkat dikkat” diye yazdık. “Ateşli Silah Kanun Tasarısı”nın, TBMM Alt Komisyonu’nda “sulandırıldığına” dikkat çekmeye çalıştık.
Aynı gün Antalya’da (Serik’in Eskiyörük köyünde) olanlar oldu.
“Olay” dün SABAH’ta manşetti.
17 yaşındaki genç “Dostluk Şenliği’ni” kana bulaşmıştı.

Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz

sohbet et-üç önemli konuyu erteleyelim” çağrısında bulundu ve yazısını “lütfen” ricası ile bitirdi.

Yazan: admin on Nisan 27th, 2010

üç önemli konuyu erteleyelim” çağrısında bulundu ve yazısını “lütfen” ricası ile bitirdi.

“Anayasalar, devleti, birlikte yaşama ve toplum düzenini kuran belgelerdir” hatırlatması yapan Selçuk, ” Büyük balıkların küçük balıkları yutmasına izin vermeyen, çoğunluğun, azınlığın, kısaca herkesin haklarını ve özgürlüklerini güvence altına alan anayasalar; hukuk karşısında eşit ve bütün güçlere karşı özgür bireylerce korkusuzca, karşılıklı suçlamalardan ve dayatmalardan uzak, herkesin birbirini aydınlatarak olabildiğince geniş “ uzlaşma”yla kotarılan sözleşmelerdir.

Her şeyden önce şu soruyu açık yürekle sormalı ve dürüstçe yanıtlamalıyız: Akla, matematik ve hukuk bilimlerine aykırı yüksek barajlarla, sakat seçim yöntemleriyle ulusal iradenin ve temsilin tam yansımadığı bir parlamento bu geniş uzlaşmayı sağlayabilir mi?

Akıl, sağduyu, vicdanın buna yanıtı, bellidir: Hayır.” ifadelerine yer verdi.

“YARGIÇLARI VE SAVCILARI KAYIRDIĞIM SANILMASIN”

1982 Anayasası’nın Siyasal Partiler ve Seçim yasaları, hukuksal ve siyasal kavramların içini boşaltmış; toplum katmanlarını, partileri, hatta bireyleri birbirine düşürdüğünü, toplumsal kutuplaşmalar doğurduğunu ve dengeleri alt üste edecek noktaya getirdiğini belirten Sami Selçuk, siyasette, parlamentoda, yolda, sokakta gerilimler, yer yer kavgalar yaşandığını, siyaset, yasama ve yürütme; yargı tarafından kuşatıldığının ileri sürüldüğünü, yargının ise yıllardan beri yürütmenin kuşatması altında olduğunun söylendiğini, kurumlarların birbirine güvenmediğini, güvenmek bir yana kamuoyu önünde eleştirmenin de ötesinde düpedüz birbirlerini suçladığına dikkat çekerek, “Lütfen kimse birilerini, özellikle meslek dayanışması gereğince yargıçları ve savcıları kayırdığımı, kolladığımı düşünmesin” dedi.

“YARGIYA YAPILAN 3 YANLIŞ”

“Yeri geldiğinde yargıyı kamuoyu önünde hep eleştirdim. Zira yargının en yetkin biçimde işlemesi hepimizin ortak amacıdır. Kayırma, kollama kamusal yarar anlayışının düşmanıdır” diyen Sami Selçuk, Yürütme ve Yasama’nın Yargı’yı düpedüz suçladığını savundu ve 3 suçlama yapıldığını belirterek, bu suçlamaları yapanlara ‘Açın Mecelle’yi okuyun’ çağrısında bulundu:

“Onlar, diyor, yanlıdırlar, çünkü siyasal güdüyle (saik) karar veriyorlar!” Bu bir eleştiri değil; doğrudan suçlamadır. T. Ceza Yasasının temel hüküm olan 283. ya da yardımcı hüküm olan 257. maddelerinden birine giren bir suçtur. Suçlayanın kanıtlanması gerekir. Kanıtlayamazsa, üç yanlışı birlikte yapmış olur.

Birincisi, yakıştırma suçudur. İkincisi, doğaötesi alana girmiş olur. Çünkü insanların iç dünyalarını, güdülerini, amaçlarını sorgulamak ve bilmek olanaksızdır. Bu nedenlerle insanlar ve de hukuk insanların iç dünyasıyla kural olarak uğraşamazlar. Uğraşanı, “yetki aşımı” (excès de pouvoir) yaptırımı ile kınarlar. Zira hukukta her yaptırım, özünde bir kınama yargısıdır. Üçüncüsü, yargı üzerinden adalet değerini sarsmış, örselemiş olursunuz. Özellikle gelecek kuşakları düşünen devlet insanlarının bu konuda çok duyarlı olmaları gerekir”

“HİÇ BİR YARGIÇ VE SAVCI BU SUÇLAMAYI KALDIRAMAZ”

“Bu suçlamanın yargı insanları açısından anlamı ise açıktır: “Ey yargıçlar, savcılar, sizler yargıçlık, savcılık yeterliliğinden yoksunsunuz. Yanlısınız, hukuka aykırı kararlar veriyorsunuz!” Hiçbir yargıç, hiçbir savcı bu suçlamayı sindiremez. Bu yıkıcı suçlamadan etkilenmeyen bir yargıç, savcı düşünebilir misiniz?” diye soran Sami Selcuk, Star gatezesindeki yazısını şöyle sürdürdü:

“Hiçbir yargıç, savcı, konumu gereği, aynı pervasızlıkla bu suçlamalara yanıt da veremez.

Ama kimse bu yanıt verememeyi, acizlik olarak görmemeli, kötüye kullanmamalı.

Yargıçlar, savcılar, meslekleri gereği sürekli yalnız yaşamak ve çok duyarlı olmak zorundadırlar. Özellikle de yargıçlar.

Açın, Mecelle’yi okuyun.

Öğrenin, yargıçların nasıl yalnız yaşamak zorunda olduklarını.

Duyarlılığın boyutlarını öğrendikçe içinizin ezildiğini göreceksiniz.

Böylesine yalnızlığa mahkûm yargı insanlarının kendi alınyazılarıyla ilgili konularda deneyimlerini, düşüncelerini, demokrasinin gereği olarak özgürce sergilemelerini “siyaset yapıyorsunuz” diye tehdit kokan sözlerle yasaklamaya kalkışırsanız, doğruların bir kesimini göremezsiniz. Toplum dayitirir, sizler de yitirirsiniz.

Bu tür sözlerin kol gezdiği bir dönemdeyiz. Ortalık yangın yerine dönmüş. Kimse kimseyi dinlemiyor. En çok da dilsizler şamar yiyor.

Sağlıksız bir ortam, bu.

Önce bunu iyi görmeliyiz.

Kimsenin kimseye güvenmediği, birbirini dinlemediği, niyetlerin acımasızca sorgulandığı bir dönem, bu.

Arada tartışılan izlek, konu kaynayıp gidiyor.

İnsanımıza, ülkemize yazık oluyor”

“KABUL EDELİM Kİ HEPİMİZ YANLIŞ YAPTIK”

“Kabul edelim ki, bu süreçte hepimiz yanlışlar yaptık. Bunları yinelemenin, birbirimizi suçlamanın zamanı değil” ifadesini kullanan Sami Selçuk, yazısında şunları belirtti: “Birleştiğimiz ortak bir payda var: 1982 Anayasası hukuk dizgemizden dışlanması. Bu paydadan yola çıkmalıyız.

Ama “Bu Anayasa gitsin de yerine ne gelirse gelsin, yenisi nasıl olsa bundan iyi olur” mantığıyla yola çıkarsak, yağmurdan kaçarken doluya tutulabiliriz.

“Siz istemeseniz de, biz bu değişiklikleri yaparız. Halkın da onayını alırız” derseniz, yanılgıları katlarsınız.

Anayasa yapmak ve değiştirmek, bilimsel bilinçle olur.

“Ben seni mat ederim” çocuksu yarışıyla olmaz.

“Siyasallaşmış yargı!” suçlamalarıyla, önyargılarıyla, öç izlenimi uyandıran öfkelerle, kaygılarla yargıyı terbiye etmek, hizaya getirmek hiç olmaz.

Olursa çıkış noktası yanlış demektir.”

“ÇAĞRIM ŞUDUR:”

Sami Selçuk, “Çağrım şudur: Parti kapatma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Anayasa Mahkemesi konularıyla ilgili üç önemli konuyu erteleyelim” diyerek yazısını şu cümlerlelerle noktaladı:

“Karşılıklı suçlamaların cirit attığı, kurumların ve bireylerin birbirine güvenmediği, öfkelerin ve kişisel tutkuların aklın ve bilimin önüne geçtiği, bilim insanlarının bile “kişisel görüşüm, resmi görüşüm” ayrımına zorlandığı bir ortamda sağlıklı düzenlemeler yapılamaz.

“Gelin tanış olalım/İşi kolay kılalım”.

Sağlıklı düzenlemenin alt yapısını birlikte oluşturalım. Güven ortamını sağlayalım. İvecen olmayalım. Birbirimizi incitmeden, suçlamadan, öfkelenmeden, konuları serinkanlı bilimin ve eski deneyimlerin ışığında enine boyuna, yararları ve sakıncalarını tartarak, tartışalım.

İşte o zaman yararları sakıncalarına üstün bir sistemi kotarabiliriz.

Aksi takdirde dizimizi döveriz.

Lütfen!”

(Haber 7)

Söz konusu haberin yapıldığı köşe yazısının orijinal halini okumak için bu linki kullanabilirsiniz

sohbet et-Üsküdar’daki Haliç İskelesi’nde ‘Hasköy’ isimli vapurun denize indirilmesiyle ilgili düzenlenen törene; Canan Törener (80) isimli vatandaşın sözleri damgasını vurmuştu.

Yazan: admin on Nisan 27th, 2010

Üsküdar’daki Haliç İskelesi’nde ‘Hasköy’ isimli vapurun denize indirilmesiyle ilgili düzenlenen törene; Canan Törener (80) isimli vatandaşın sözleri damgasını vurmuştu.

Kadir Topbaş’ın konuşması sırasında kürsüye gelen Canan Törener, AK Parti’ye muhalefet edenlere ve yargıya eleştirilerde bulunarak “Ben 50 senelik Üsküdarlıyım. Bu iskeleden kedi yavruları, ayakkabı parçaları, pet şişeler geçiyordu. Sizin anlayacağınız buralar çöplüktü. Camiler, Validesultanlar çöplüktü. Allah AK Parti’yi başımıza getiren milletimizden razı olsun. Eğer bu iyilikleri bilmezseniz gözünüze dizinize durur. Yoksa ekmeği karneyle alırsınız, haberiniz ola.” demişti.

ÜLKE TV’de Ersoy Dede’nin sorularını yanıtlayan Canan Törener, ilginç şekildeki eleştiri tarzıyla Türkiye siyasetini değerlendirdi. Yargı, muhalefet, asker ve Devlet Bahçeli’yi sert bir üslupla eleştiren Canan nine, bir yakınını ziyaret için gittiği askeri hastanede başörtülü olduğu için kendisine, “başını düzelt öyle gir” diyen askere verdiği ilginç cevabı da aktardı.

Canlı yayında konuk olan Canan Nine, Erzurum’un yerlisi ve Nene Hatun’un torunu olduğunu belirtti, devleti, milleti, askeri ve hükümeti çok sevdiğini söyledi.

Annesinin kendisine, dinin, vatanını, namusunu ve malını muhafaza etmesini, bunlara birisinin taarruz etmesi halinde ise “ya öl ya da öldür” diye öğütte bulunduğunu aktaran 80 yaşındaki Canan Törener ülke gündemini değerlendirdiği bölümde ise sert eleştirilerde bulundu.

Haberleri dinlediği zaman çok rahatsız olduğunu söyleyen Canan Nine, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker’in CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’la bir olup AK Parti Hükümeti’nin çalışmasını engellediğini öne sürdü.

4-5 adamın toplanıp “Biz ne yapıp edip bu hükümeti devirelim” diye karar aldığını iddia eden Canan Nine, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a da Kozmik Oda’ya girilmesine izin verdiği için, “Şimdiki Genelkurmay Başkanından Allah razı ola, izin verdi bakın dedi. Adamın içi de benim gibi dışı da” diyerek teşekkür etti.

Ergenekon operasyonlarına da değinen Canan Törener, Veli küçük, Çetin Doğan ve Saldıray Berk isimleri üzerinden ağır eleştirilerde bulundu: “Çocuğuma kına yakıyorum, oruç tutuyorum, milleti davet edip mevlit okutuyorum, oğlumu askere yolluyorum, meğerse gidip put gibi durup Veli Küçük’e selam veriyorlar. Bir anne olarak kınamayın beni, orada Peygamberler var zannediyordum. Böyle zulüm olur mu? Dört oğlum asker oldu. Torunlarım asker oldu. Vatana kurban olsun. Ölürlerse şehit. Kalırlarsa gazi… Gidiyorlar, ‘Komutanım emret. Senin emrinde ölelim…’ Bir de bakıyorum komutan çıkıyor, Saldıray Berk, Veli Küçük, Doğan Çetin (Çetin Doğan)… Böyle komutan olur mu? Yargılansınlar, haklıysa hak yerini bulsun. Haksızsam beni götürüp assınlar.”


Sohbet Et Sohbet Et Mynet Sohbet