Gazetecilik İÜ’de tartışılıyor

Yazan: admin on Şubat 27th, 2010

Türkiye’deki medya, kültür ve sanat alanına çok sayıda başarılı isim yetiştiren İstanbul Üniversitesi (İÜ) İletişim Fakültesi 60′ıncı yılını çeşitli etkinliklerle kutlayacak. Kutlamalar kapsamında uluslararası üne sahip dilbilimci Profesör Teun A. Van Dijk ve siyasal iletişim teorisyeni Profesör Gunter Bentele de İÜ İletişim Fakültesi’nde konferans verecek. Fakülte Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin, 60′ıncı yılında fakültenin mezunlarını etkinliklere katılmaya çağırdı.

Kökeni 1950 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne bağlı olarak kurulan “Gazetecilik Enstitüsü” ne dayanan İÜ İletişim Fakültesi, bu yıl 60′ıncı kuruluş yıldönümünü kutlayacak. Kutlamalar kapsamında aralarında ulusal ve uluslararası konferans, panel, sanat etkinliği, ödül töreni ve sergilerin de bulunduğu çok sayıda etkinlik gerçekleştirilecek.

Etkinlikler çevçevesinde düzenlenecek bazı konferanslar ise şöyle; Prof. Dr. Gunter Bentele de 16 Mart’ta İ.Ü İletişim Fakültesi’nde “Halkla İlişkiler ve Güven” konulu bir konferans verecek. Türkiye’deki yabancı haber ajanslarının temsicilerini katılacağı “Küreselleşen Dünyada Politik Ve Askeri Güç Olarak Türkiye ve Uluslararası Haber Ajanslarının Değişen Rolü” 18 Mart’ta İ.Ü İletişim Fakültesi’nde gerçekleştirilecek. Dil bilim uzmanı Teun A. Van Dijk 9 Nisan 2010 tarihinde İstanbul Üniversitesi Merkez Binası’nda “Haber Söylemi” konulu bir konferans verecek. Tercüman-ı Ahval’in 150′inci Yılında İstanbul’da Fikir Gazeteciliği” konulu sempozyum ise 21-22 Ekim tarihlerinde Rektörlük Binası Mavi Salon’da gerçekleştirilecek.

‘Mezunlarımızla gururlanıyoruz’

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Suat Gezgin, mezunlarını Türkiye’nin önemli kurumlarında, etkili ve başarılı konumlarda görmekten gurur duyduklarını belirterek, “İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi, mezunlarıyla büyük bir aile olmuştur. 60′ıncı yılımıza girerken mezunlarımızın başarılarını sürekli takip ediyor ve fakülteleriyle bağlarını sürekli kılmak istiyoruz. ” dedi.

-Üye olmayan okurlarımızın yorumları “Misafir” kullanıcı adıyla yayınlanmaktadır.

-Sayfamızda yer alan okur yorumları, kullanıcılarımızın kendi görüşleridir.
Okur yorumlarından haberturk.com sorumlu tutulamaz.

MEDYA Haberleri
Azrail’in kulağını çek Ahmet Abi…
Yıl 2050
‘Kulak çekme’ üstadıydı
‘Şansal’ın LİG TV’den ayrılmasını isterim’
Ünlü TV kanalında büyük tensikat
Gazetecilik İÜ’de tartışılıyor
Ahmet Vardar vefat etti
Star TV’de bir başarı ve başarısızlık öyküsü

Buradaki mesele şu. Başbakanlara göre, onlara yönelik her eleştiri haksızdır.

Yazan: admin on Şubat 27th, 2010

Erdoğan, dün medya patronlarına, “Sözünüzü dinlemeyen köşe yazarını kovun” dedi.
Aslında dediği şu: “Bizi haksız eleştirenlere kızıyorum. Onları barındırmayın.”
Buradaki mesele şu. Başbakanlara göre, onlara yönelik her eleştiri haksızdır.
Onlar koskoca başbakandır, biz ise kıçı kırık gazeteciler.
Başbakan Erdoğan bu çıkışı yapınca televizyonlardan, internet sitelerinden aradılar, “Ne diyorsunuz” diye.
Hiçbirine yanıt vermedim. Çünkü ortada “alışılmadık” bir durum yok.
Başbakan Erdoğan’ın çıkışı ne ilk, ne de son. Biz gazeteciler buna çok alışkınız.
Yıllarca bunları yaşadık, gördük.
Asker bize kızdı. Andıçladı.
Patronlara baskı yaptı. “Kovun bunları” dedi. (Bazıları dinledi, kovdu.)
Başbakanlar bize kızdı. Kovun dedi. Gayet iyi hatırlıyorum.
Tansu Çiller de, Mesut Yılmaz da kapalı kapılar ardından patronlara “kovulacak adamlar” listesi verirlerdi.
Ama listeler kapalı kapılar ardında verildiği için kimsenin haberi olmaz, kimse de arayıp “Ne diyorsunuz” diye sormazdı.
Hatırlarım, Necmettin Erbakan da Başbakan olduğu dönemde aralarında benim de bulunduğum birkaç kişinin kovulmasını istemişti.
Galiba Uğur Dündar, Emin Çölaşan ve ben vardık listede.
Nedense her dönemde listede adım oldu.
Düşününce gülüyorum buna.
Galiba bende bir arıza var diye.
Rahmetli Özal hayattayken ben yine gazete yöneticisiydim.
Düşünüyorum da, bir Özal farklıydı galiba. Hiç liste verdiğini duymadım.
Tabii Süleyman Demirel’in de hakkını yemeyeyim.
Kızardı gazetecilere ama yıllar önce Nazmiye Hanım’a yapılan büyük bir terbiyesizlik dışında kimsenin kovulmasını istememişti.
Dava bile pek açmazdı gazetecilere.
Ecevit’in de böyle bir tavrı olmadı hiç. Zaten böyle bir gücü de yoktu.
Meslekten olduğu için yapmazdı zaten gücü olsaydı da.
Ama Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Erbakan, sık sık “Kovun bunları listesi” verdiler.
Ama hep kapalı kapılar ardında. Gizli gizli. Hatta aracılar vasıtasıyla.
Yani anlayacağınız, bir Başbakan’ın “Bu adamları kovun” demesi ne yeni, ne de ilk.
Tek farkla.
Tayyip Erdoğan açık adam.
Ne kapalı kapılar ardında veriyor mesajını, ne de gizli gizli.
Hiç olmazsa açık açık söylüyor.
Helal olsun.
Ne diyeyim.

Böyle gazetecilik olmaz

TARKAN Tevetoğlu, yani yegâne uluslararası starımız önceki gece “kokain” operasyonu nedeniyle gözaltına alındı.
Haber gece geç saatte geldi.
Yazı işlerindeki arkadaşlarla hemen bir telekonferans yaptık.
Bu haberi nasıl kullanmamız gerektiği konusunda.
Çünkü bu tür operasyonlar sık sık yapılıyor, sonra yargı aşamasında bir sonuç vermiyordu.
Ama insanlar lekeleniyordu.
Ramazan Kurnaz olayın çok ciddi olduğunu söyleyince bu kez isim kullanıp kullanmamak konusu gündeme geldi.
Kullanma kararı verdik.
Deniz Seki’nin adını kullanmıştık ve etik anlayışı açısından bizden iyi durumda olan Anglosakson basınında böylesi starlar, uyuşturucuyla yakalandığı zaman isimleriyle haber oluyordu.
Biz de yaptık.
Tabii operasyonda gözaltına alınanlar arasında gazeteciler de vardı. Birkaç magazin gazetecisi.
Burada da bir tartışma yaptık. “Tarkan’ın adını veriyorsak gazetecilerin de adını vermeliyiz” sonucu oybirliği ile çıktı.
Ve Tarkan’la beraber uyuşturucu bulundurmak, kullanmak suçlamasıyla gözaltına alınan gazetecilerin adlarını da verdik.
Dün bir baktık ki, Tarkan’ın adını çarşaf çarşaf veren gazeteler, iş kendi adamlarına gelince ya isim vermemişler ya da baş harflerini vererek geçiştirmişler.
Buna ayıp denir. Tarkan’ın suçu gazeteci olmamak mı?

Mozambik ve Türk keçileri

BİZ Türkiye’ye gelişmiş ya da gelişmekte olan ülke diyoruz değil mi?
Ekonomik olarak öyle görünebiliriz, topumun üst katmanı böyle bir izlenim uyandırıyor olabilir ama genel “sosyokültürel” durum için bir kıyaslama gerekir.
Ben bu kıyaslamayı dün buldum. Mozambikli bir çiftçi, keçisine tecavüz edenlerden başlık parası istemiş.
Bu olay beni birkaç yıl önceye, Çanakkale’ye götürdü. Orada da zavallı bir keçi tecavüze uğramıştı.
Sonrasında olanları hatırlıyor musunuz?
Keçinin sahibi, tecavüzcülerden keçinin parasını istemiş ancak alamamıştı.
Tecavüzcüler, “hayvanlara kötü muameleden” yargılanmış ancak ceza almamışlardı.
Sahibi, zavallı keçiyi satmak istemiş, ancak tecavüz mağduru keçiye “kirlendi” diye alıcı bile çıkmamıştı.
Gördüğünüz gibi toplumsal gelişmişlik düzeyimiz Mozambik’le aynı.
Bunu görünce düşünüyor insan, “Acaba biz Türkiye’den gereğinden fazla şey mi bekliyoruz” diye.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Demokrasiyi 9 harften ibaret zannetmediğimiz zaman.

-Üye olmayan okurlarımızın yorumları “Misafir” kullanıcı adıyla yayınlanmaktadır.

-Sayfamızda yer alan okur yorumları, kullanıcılarımızın kendi görüşleridir.
Okur yorumlarından haberturk.com sorumlu tutulamaz.

GÜNDEM Haberleri
“28 Şubat 10 yıl bile sürmedi”
Kaç subay gözaltına alındı, tutuklandı?
ERTUĞRUL GÜNAY’DAN FLAŞ AÇIKLAMALAR
Açılımın ta kendisiyim!
BİN YILIN SONU
Hiç değilse gizli gizli söylenmiyor
Yiğit Bulut yazdı..
Kanaat suikastı
“Siyasetçileri parlamento yargılasın”
Doğan ve Alan tutuklandı

Kategorideki tüm haberler…

savaş veriyor.

Yazan: admin on Şubat 27th, 2010

Türkiye’de neler oluyor?
Kimilerine göre “iktidara gelip” zamanla seçkinleşenler, yerleşmiş uzun yıllar sonrasında “seçkinleşmişlere” karşı savaş veriyor.
Kimilerine göre “iktidar seçkini” olma yoluna girenler, gerçek “yerleşiklerle” savaşamayacakları için aslında bu milletin özünden çıkan ve köy çocuğuna bile en tepeye gelme şansı veren Silahlı Kuvvetler’e saldırıyorlar. Senaryolar ve farklı görüşler çok. Bu noktada hiç yorum yapmadan sizlere Wright Mills’in “İktidar Seçkinleri” adlı kitabından bir alıntıyı aktarmak istiyorum: “…Sıradan insanlar, gündelik hayatın dünyasını açacak güçte değildirler. Kaldı ki, bu yaşamı biçimlendirenler, bu insanların ne yönetebilecekleri ne de kavrayabilecekleri güçlerdir. Büyük değişimler sıradanların denetimleri dışındadır ama değişimler onların edinimlerini ve dünyaya bakış tarzlarını etkiler. Modern toplumun biçimlendiği çerçevenin baskıcı zoruyla, üzerlerine çöken değişimden başkasını düşünemezler, güçsüz ve amaçsız bırakıldıklarının farkına asla varamazlar…
Bazı mesleklerden ünlü kişiler ise ilgi çekici bir biçimde seçkinler ile iç içe girmiş bulunmakta; ünlerini koruyabildikçe yerlerinde kalmakta, fakat bir gün her biri ayrı bir köşeye atılıvermektedirler. Bu ünlü kişiler, toplumu yönetmekte önemi olan kuruluş ve hiyerarşilerin hiçbirinin başında değillerse de kamuoyunun dikkatini çekecek, kitle toplumunu oluşturan insancıklarda çeşitli duygular uyandıracak durumdadırlar… İktidar yapısının üst kesimleri, bugün, her zamankinden daha çok birleşmiş, çok daha güçlüdürler. Buna karşılık, alt kesimler güçsüzleştirilmiş, bölünmüş, parçalanmıştır… Alt tabakaların üyesi olan kimseler, toplumun üst tabakalarından her gördüklerine itibar sahibiymiş gibi davranmaya başlamışlardır… Öne çıkanlar, kitle iletişim araçları sayesinde, çok değişik kişilikler kazanmışlardır…
Burckhardt’ın büyük adamlar için söylediği sözler, çoğu Amerikalının kendilerini yöneten seçkinler için içinden geçirdiklerini dile getirmektedir: Onlar her şey, bizse hiçbir şey…”
Sonuç: Bugün Türkiye’de “neler oluyor”? İktidar seçkinleri, “yerleşik seçkinlere” karşı gerçekten savaş mı açtı yoksa “bu savaşı uluslararası seçkinler mi” yönetiyor? Seçkinler gerçekten “tasfiye mi” ediliyor yoksa “Türkiye’nin uluslararası elitler tarafından kullanılmasına” ses çıkaranlara mı bir şeyler oluyor? Ne dersiniz, hangisi? İnanın benim de kafam çok karışık,
biraz daha bekleyip sonuçları hep birlikte göreceğiz! Son söz: Bir Türk vatandaşı olarak “Türkiye’de yılların yerleşik seçkinlerinin” sistemdeki “ağırlıklarının düşmesini” hatta “sistemden tasfiye olmalarını” gönülden istiyor ve destekliyorum…
Destekliyorum ama bence “seçkinlere” karşı savaşta TSK “gözbebeği gibi” korunmalı. Ve en önemlisi; tasfiye edilenlerin yerine “yenileri” gelmemeli! Daha açıkçası “temizlenen yerleşik seçkinlerin” yerlerini “onları temizleyen iktidar seçkinleri” almamalı. Benden söylemesi! Sivilleşelim, demokratikleşelim ama daha önce yaptığımız hataları yapmayalım.

-Üye olmayan okurlarımızın yorumları “Misafir” kullanıcı adıyla yayınlanmaktadır.

-Sayfamızda yer alan okur yorumları, kullanıcılarımızın kendi görüşleridir.
Okur yorumlarından haberturk.com sorumlu tutulamaz.

GÜNDEM Haberleri
“28 Şubat 10 yıl bile sürmedi”
Kaç subay gözaltına alındı, tutuklandı?
ERTUĞRUL GÜNAY’DAN FLAŞ AÇIKLAMALAR
Açılımın ta kendisiyim!
BİN YILIN SONU
Hiç değilse gizli gizli söylenmiyor
Yiğit Bulut yazdı..
Kanaat suikastı
“Siyasetçileri parlamento yargılasın”
Doğan ve Alan tutuklandı

Kategorideki tüm haberler…


Sohbet Et Sohbet Et Mynet Sohbet